Tansiyonu bilmiyoruz

25/9/2009 · Kategori: Kalp ve Damar Hastaliklari

Prof. Dr. Zeki Öngen, Türk insanının hala yüksek tansiyonunun farkında olmadığını söyledi. Öngen, ''bizim insanımız hala tansiyonunun yüksek olduğunun farkında değil. Her 10 hastadan ancak 4'ü tansiyon hastası olduğunu biliyor. 18 milyon tansiyon hastasından ancak yüzde 20'si tedavi görüyor'' dedi.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeki Öngen, Türkiye Kalp ve Sağlık Vakfı tarafından Antalya'da düzenlenen ''5. Kardiyoloji ve Kardiyovasküler Cerrahide Yenilikler Kongresi''nde, ''Niçin 2009'da Hala Hastaların Çoğunda Hedef Kan Basıncı Değerine Ulaşılamıyor'' başlıklı bir sunum yaptı.

Dünyada hedef kan basıncı olarak kabul edilen 14/9'un altındaki kan basıncına Türkiye'deki çoğu hastada hala ulaşılamadığını belirten Prof. Dr. Zeki Öngen, bunun birkaç nedeni olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Öngen, ''Bizim insanımız hala tansiyonunun yüksek olduğunun farkında değil. Her 10 hastadan ancak 4'ü tansiyon hastası olduğunu biliyor. Ayrıca tansiyon hastalığı hakkında bilgileri az. Çoğunluk, bir kutu ilaç içince hastalığının geçeceğini sanıyor. Oysa yüksek tansiyon tedavisi ömür boyu sürer'' dedi.

Tansiyon hastalığının, ''olmazsa olmazının'' hastanın yaşam biçimini değiştirmesi olduğunu hatırlatan Öngün, buna çok az kişinin uyduğunu söyledi.

Türkiye'de kişi başı günlük tuz tüketiminin 18 gram, önerilen miktarın ise 6 gram olduğunu vurgulayan Öngen, önerilenin üç katı tuz tüketildiğini ve her 6 gramda tansiyonun 4 derecelik artış gösterdiğini bildirdi.

Türk insanının tansiyon ile şişmanlık arasındaki ilişkiden de habersiz olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Zeki Öngen, kadınların yüzde 70'inin, erkeklerin ise yüzde 50'sinin göbekli olduğunu vurguladı. Öngen sözlerini şöyle sürdürdü:
''Türkiye'de 18 milyon tansiyon hastası var. Yani 30 yaşın üstünde her iki kişiden birinin tansiyon sorunu var. Ancak yüzde 20'si tedavi görüyor. Ayrıca tansiyon hastalarının ancak dörtte biri ilaç kullanıyor.''

''FARKINDALIK ARTIRILMALI''

Tansiyon hastalığının kontrol altına alınabilmesi için toplumda farkındalığın artırılması gerektiğini bildiren Öngen, ''Bireysel tedavi için de hekimlerin bilgili olması lazım. Hasta eğitine zaman ayırmalılar. Bu da Sağlık Bakanlığı'nın konusu'' dedi.

Prof. Dr. Öngen, devlet hastanelerinde performans almak için hekimlerin hasta eğitimine zaman ayırmadığını dile getirerek, ''O zaman hastalar da tansiyonun ciddiyetini algılamıyor. Ayrıca hekimler bu hastalığın artık tek bir ilaç ile değil 2-3 ilacın aynı anda kullanılmasıyla tedavi edilebileceğini de bilmiyor'' diye konuştu.

Doktorların hastaları, doğru aletlerle ev ölçümlerine yöneltmesi gerektiğini ifade eden Öngen, ancak hastaların bunu da takıntı haline getirmemesi gerektiğini söyledi.

İLKOKULLARDA DERS OLMALI

Tansiyon ile ilgili toplumda farkındalık yaratmak için ilköğretim okullarında sağlık dersi konulmasını öneren Prof. Dr. Öngen, çocuklara yönelik reklamlara bakıldığında tuz içeriği ve kalorisi çok yüksek ürünlerin yer aldığını bildirdi.

Öngen, ilköğretim okullarında sağlık dersi okutulması halinde, çocukların bu tür besinler tüketirlerse ileri yaşlarda tansiyonlarının çıkacağını bileceklerini sözlerine ekledi. Soru

Aslında kilo verdirmeyen 10 büyük yalan

25/9/2009 · Kategori: Beslenme

Kilo vermek çok mu zor? En azından sağlıklı yöntemlerle kilo vermenin zor zanaat olduğu rahatlıkla söylenebilir. Fazlalıklarımızdan kurtulurken kanıksanan birçok yanlış ve tabu da bize köstek olur. İşte bunlardan bazıları.

Aç karnına su için

Sabah aç karnına mümkünse limon sıkılmış suyun fazla kiloları yakmada etkili olduğu sık sık söylenir. Ancak ne limon, ne maydonoz ne de ceviz suyunun kilo verdirici bir etkisi yoktur. Buna karşılık bol bol içilen suyun açlık hissini bastırdığı ve iştahı kapattığı doğrudur. Ancak litrelerce su içtim diye fazla kilolarınızın kendiliğinden yanmasını beklemeyin.

Mucize ıspanakta

Posa, folik asit ve potasyum açısından zengin olabilir, ancak tüm yeşil yapraklı sebzeler gibi ıspanak da demir açısından yeterince zengin değildir. Dolayısıyla diyet sırasında bol bol ıspanak tüketilmesi gerektiği görüşü doğru değlidir. Bir diyet gıdası olarak ıspanak yağsız ve az haşlanmış olduğu sürece uygundur.

Akşamları yeme

Akşam yemeklerini hayatınızdan çıkarmak fazla kilolarla mücadenelinzde ne kadar faydalı olur? Bu tamamen kişiye bağlıdır. Önemli olan gün içinde harcadığınız kalori ile aldığınız gıdalarla bedeninize yüklediğiniz enerjinin dengesidir. Gün içinde yaktığından fazla yiyen bir kişinin akşam yemeklerinden vazgeçmesi bir anlam ifade etmez.

Daha sık ve az ye

Mini mini porsiyonlarla günde beş öğün mü yoksa geleneksel üç ana öğün mü? Bu da uzmanların üzerinde pek anlaşamadığı bir nokta. Kesin olan sık yemenin kan şekerini düşürdüğü, bunun sonucunda da iştahımızın daha kolay kontrol altına alındığı... Ancak diğer taraftan yükselen insülin seviyesi yağ yakımını zorlaştırır. O yüzden önemli olan öğün sayısı değil alınan toplam kalori miktarıdır.

Sporcu dediğin yer!

Düzenli olarak spor yapan ve hareket halindeki kişiler, dilediklerini yiyebilir. Maalesef, bu pek doğru değil. Çünkü spor, tahmin edilenden çok daha az yağ yakmamızı zağlar. Bir yetişkin, yarım saatlik bir koşuda yaktığı enerjiyi bir litre birayla yeniden vücuduna yükler.

Hamama giren zayıflar!

Hamama giren zayıflamaz, terler. Ter dediğimiz de aslında sadece sıvı kaybıdır. Hamam çıkışında içtiğimiz bir şişe suyla kaybettiğimiz ağırlığımıza yeniden kavuşuruz...

Kahvaltıya hayır

Atlanan sabah kahvaltıları son derece sağlıksız ve fazla kilolarla mücadelede alacağınız büyük bir darbedir. Metabolizmanız düşer, öğle yemeğinde de normalden çok daha fazla yersiniz.

Diyetse koy sepete!

Diyet ve light etiketli ürünlerden mucize beklemeyin. Bunların daha az yağ ihtiva ettiği doğrudur. Ama aynı zamanda şeker seviyeleri de yüksektir. Daha az yağlı ürün, daha tatsız tuzsudur, ayrıca daha çok yedirir.

Karıştırma!

Diyet sırasında karbonhidratlarla proteinler asla karıştırılmamalıdır. Başta süt, yoğurt, ekmek, patates gibi birçok besinin bileşiminde hem karbonhidrat hem de protein barındırıdğını düşündüğümüzde, protein karbonhidrat ayrılığının uzun vadede uygulanması olanaksızdır.

İşin kısa yolu

En basit yönteme başvurup haplarla zayıflamayı tercih edenler, sağlıksız ve pahalı bir yolu deniyorlar. Unutmayın: Bu hapların tetiklediği aşırı sıvı kaybı, böbrek yetmezliğine yol açabilir. Fazla kilolarımızla mücadelede sihirli reçete olmadığını unutmayalım. İşin özü, dengeli-sağlıklıl beslenme, düzenli spor ve bol su tüketimi formülün uzun vadeli uygulanmasındadır. Soru

Sivilcelere karşı bunlardan uzak durun

25/9/2009 · Kategori: Dermatoloji

Bilimadamları, yaptıkları araştırmada gençler arasında çok fazla çikolata ve patates cipsi tüketimi ile zihinsel sorunların sivilce ve yüzdeki lekelerle ilişkisi olduğunu buldular.

BMC Public Health isimli dergide yayınlanan çalışmada, Oslo Üniversitesi'nde görevli araştırmacılar, ergenlik çağındaki milyonlarca genç arasında yaygın olan sivilcenin nedenlerini araştırdı. Araştırma ekibi, kızlar ve erkeklerde akne ile beslenme ve zihinsel sorunlar arasındaki ilişkiyi incelediler.

Az miktarda taze ve çiğ sebze tüketen genç kızlarda sivilce görüldüğünü fark eden araştırmacılar, "Çalışmamız beslenme ile akne arasındaki muhtemel ilişkiyi gösteriyor. İstatiksel modelimizde depresyon ve bunalım belirtilerini ortaya koyduğumuzda beslenmenin rolü belirsizleşti. Diğer taraftan ise, akne ve zihinsel sağlık problemleri arasındaki ilişki beslenmeyi ortaya koyduğumuzda halen güçlüydü" dediler.

Sivilcesi olan gençlere beslenme önerileri vermenin henüz erken olduğu sonucuna varan araştırmacılar, daha fazla araştırma yapılması gerektiğini de sözlerine ekledi. Uzmanlar, aknenin ciddi hastalıklarla ilişkisinin çok nadir olduğunu belirtiyorlar. Soru

Obezite kanserin önde gelen nedeni olabilir

24/9/2009 · Kategori: Kanser

Aşırı şişmanlığın, gelecek yıllarda kadınlarda kanserin önde gelen nedeni olabileceği bildirildi.

Avrupa'da şişmanlık ve obezitenin, kanserlerin yüzde 8'inden sorumlu olduğu belirtiliyor.

Uzmanlar, obezitenin yayılmasıyla bu oran yükselirken, kanserin temel nedenleri arasındaki sigara ve hormon tedavisinin geriye düşme eğiliminde olduğunu kaydetti.

Avrupa Kanser Teşkilatı ile Avrupa Tıbbi Onkoloji Derneğinin toplantısında araştırmasını sunan Manchester Üniversitesinden Andrew Renehan, obezitenin, gelecek on yılda kadınlarda en büyük kanser nedeni olacak kadar hızlı yayıldığını söyledi.

Renehan ve meslektaşları, 30 Avrupa ülkesinde şişmanlık yüzünden olduğu düşünülen kanser vakası sayısını belirlemelerini sağlayacak bir model hazırladılar. Bu modele göre, 2002 yılında 2 milyon kanser vakasının 70 bininin obezite yüzünden olduğu hesaplanırken, 2008 itibariyle bu sayının 124 bine çıktığı belirlendi.

Şişmanlığa bağlanan kanserlerden yüzde 65'inin kolorektal kanser, menapozlu kadınlarda meme kanseri ve endrometrial kanser olduğu belirtildi. Renehan, ABD'de yapılan bazı araştırmaların, obezliğin kanserlerin yüzde 20'sinden sorumlu olduğunu gösterdiğini söyledi.

Birleşik Krallık Kanser Araştırma kurumundan Lucy Boyd da "Şişmanlık veya obezite, muhtemelen sigaradan sonra kanserin en büyük nedenlerinden biri" dedi. Bilim adamları şişmanlığın neden kanser riskini artırdığını tam olarak bilmiyorlar ancak bunun hormonlarla bağlantısı olabileceğini düşünüyorlar. Vücudun şişmanladıkça, tümörlerin büyümesine yardım eden östrojen gibi hormonları daha fazla ürettiğine dikkati çekiliyor.

Göbekli insanların midelerinde de daha fazla asit biriktiği, bunun da mide bağırsak kanserine yol açabileceği belirtiliyor.  Soru

Kabuğu bile her derde deva

24/9/2009 · Kategori: Sifali Bitkiler

Vitamin, mineral ve antioksidan deposu meyve, adeta her derde deva. Kabuğundan bile neler yapılmıyor ki.

Kalp sağlığını koruyor ve kanser hücrelerinin gelişmesini engelliyor. Nar adeta antibiyotik görevi görüyor.

Narın adeta bir ‘ilaç’ olduğunu söyleyen uzmanlar, bu ‘doğal antibiyotik’in sofralardan eksik edilmemesi gerektiğini vurguluyorlar.

Enfeksiyona karşı vücut direncini korur ve artırır, enerji verir, yorgunluğu giderir.

Kış aylarında tüketin

Narın yararlarıyla ilgili pek çok bilimsel çalışmanın olduğunu söyleyen bilim adamları, özellikle de enfeksiyon hastalıkları açısından risk altında olduğumuz bu kış aylarında bol bol nar tüketmeyi öneriyorlar.

Narın Faydaları

Harareti keser. Enerji verir ve yorgunluğu giderir. Vücudu, kalbi, mideyi ve diş etlerini kuvvetlendirir. Çarpıntıyı giderir. Mide iltihabı ve ağız yarası için faydalıdır. Bağışıklık sistemini güçlendirir.

Kanser hücrelerinin gelişmesine engel olarak, başta cilt ve prostat kanseri olmak üzere, kansere karşı vücudu korur. Kandaki kolesterol oranını ve tansiyonu düşürür.

Damar serliğini önler ve damarları açar. Bu özellikleriyle kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucudur. Kandaki şeker seviyesini de dengeleyerek şeker hastalarına iyi gelir. Cilt sağlığı için de faydalıdır. Nar suyu sesi açar.

Mükemmel bir antitoksidan kaynağı olan narın faydalarını Dr.Mehmet Öz belirtiyor..

Dr.Mehmet Öz'e göre, 6 hafta boyunca nar suyu içenlerin göreceği faydaları şöyle açıklıyor

-Kalp krizi riski yüzde 17,
-Kansere yakalanma riski yüzde 22,
-Cinsel problem yaşama riski ise yüzde 16 oranında azalıyor.
-İshali kesiyor
-Bağışıklık sistemini güçlendiriyor
-Kolesterolü, şekeri dengeliyor
-Başta prostat ile cilt kanserini, enfeksiyon ile alerjileri önlüyor
-Yaraları iyileştiriyor
-Bol bol nar suyu içenin kalbi sağlam olur, kanserden ve cinsel sorunlardan korunur


NAR EKŞİSİ (PEKMEZİ) NASIL YAPILIR?

Narlar(ekşi) toplanır, sonra ikiye kesilerek ortadan ayrılır. Yaş kesilmiş ağaç sopalarla, kesilen bu yarım narların kabuk kısmına vurularak taneleri kabuktan ayrılır.

Ayrılmış olan taneler daha sonra temiz bir şeker çuvalının içine konarak, sert ve temiz bir sedir üzerinde, kuvvetlice biri tarafından tepelenir. Narın suyu böylece sıkılmış olur.

Bu sıkılan nar suyu büyük bir kaba(teşt) konarak kaynatılır. Kaynatılma sırasında, üzreinde oluşan köpük(kevt), bir süzek yardımıyla alınarak dışarıya atılır.

Narın suyu iyice kaynadıktan sonra rengi koyu siyah olup, yeterli kıvama gelince ateşden indirilir ve soğutma ilemi ile şişelenme yapıldıktan sonra işlem tamamlanır.

Narın kabuğu da şifa kaynağı. Peki nasıl kullanılır?

Narın sadece o mücevhere benzeyen tanelerinin değil, kabuğunun ve çiçeklerinin de şifa kaynağı olduğunu biliyor muydunuz? İşte size nar kabuğu ile hazırlayabileceğiniz reçeteler...

Yanıklar
* Bir tane narın kabuklarını iyice dövdükten sonra yaranın üzerine koymak oldukça yararlıdır.

Frengi
* Bir avuç kuru nar kabuğu ile bir avuç kurutulmuş mazı karıştırılır. Havanda toz haline gelinceye kadar dövülür. Sabah akşam birer çorba kaşığı yenir. Üzerine yarım bardak su içilir.

Bağırsak solucanları
* Yarım litre suya bir avuç nar kabuğu koyup kaynatın ve süzün. Her sabah aç karnınıza bir bardak için. Kurtlar dökülünceye kadar devam edin.

Uçuk
* Bir avuç nar kabuğunu 2-3 bardak suda 15 dakika kaynatın. Ilınınca, bu suya batırılan pamukla uçuklara pansuman yapın.

Ağız yaraları
* Bir litre suyun içine 2 avuç nar çiçeği koyun. 20 dakika kaynatın. Süzdükten sonra, yaralar iyileşinceye kadar günde 3 defa gargara yapın.

Basur
* Bir avuç ekşi nar kabuğu yarım litre suda kaynatılır, süzülür. Günde 3 kere birer çay bardağı içilir. Aynı işleme her gün devam edilir.

Nar Nasıl Kullanılır?

Narın meyvesi, meyve kabukları, nar ağacının kökleri ve dallar ile kök kabukları kullanılır. Nar tanelerini saran zar hazmı kolaylaştırır ve idrar söktürür.

Narın kabuklarını çay yapıp içilirse ishali keser. 2–3 gün boyunca sabahları aç karına içilip öğleye kadar bir şey yenilmezse bağırsak kurtlarını döker. Soru

« Önceki ::